Külliyatta en son kaldığınız sayfaya gitmek için tıklayınız.
  Ana Sayfa / Haberler
 
 
 
Kasım Ayı Mektubu - ZALİM MEDENİYET SARAYI

S- Din-i Muhammed nedir?

C- Kur’an’dır.

S- Fikir ve hayata ne verdi?

C- Tevhid ve istikamet.

S- Mezahimin (zahmetler, belalar, sıkıntılar) devası nedir?

C- Hurmet-i riba (faizin haram olması) ve vücub-u zekattır (zekatın farz olması).

Şu riba (faiz) taşını altından çeksen şu zalim medeniyet kasrı (sarayı) çökecektir.

Bütün ihtilâlât-ı beşeriyenin madeni bir kelime olduğu gibi, bütün ahlâk-ı seyyienin (kötü ahlâk) menbaı dahi bir kelimedir.

Birinci kelime: “Ben tok olayım, başkası açlıktan ölse bana ne.”

İkinci kelime: “Sen çalış, ben yiyeyim.”

Evet, hayat-ı içtimaiye-i beşeriyede havas ve avam, yani zenginler ve fakirler, muvazeneleriyle (uyum, denge) rahatla yaşarlar. O muvazenenin esası ise, havas tabakasında merhamet ve şefkat; aşağısında, hürmet ve itaattir. Şimdi, birinci kelime havas tabakasını zulme, ahlâksızlığa, merhametsizliğe sevk etmiştir. İkinci kelime avamı kine, hasede, mübarezeye sevk edip, rahat-ı beşeriyeyi birkaç asırdır selbettiği (ortadan kaldırma) gibi; şu asırda, sa’y (emek), sermaye ile mübareze neticesi, herkesçe malum olan Avrupa hadisat-ı azimesi meydana geldi.

 İşte, medeniyet, bütün cem’iyat-ı hayriye (hayır kuruluşları) ile ve ahlâkî mektepleriyle ve şedit inzibat ve nizamatıyla, beşerin o iki tabakasını musalâha edemediği gibi, hayat-ı beşerin iki müthiş yarasını tedavi edememiştir. Kur’an, birinci kelimeyi esasından vücub-u zekât ile kal’ (söküp atma) eder, tedavi eder; ikinci kelimenin esasını hurmet-i riba (faizin haram olması)  ile kal’ edip tedavi eder. Evet, ayet-i Kur’aniye, âlem kapısında durup, ribaya (faize) “Yasaktır!” der. “Kavga kapısını kapamak için, banka kapısını kapayınız!” diyerek, insanlara ferman eder. Şakirdlerine, “Girmeyiniz!” emreder.

 

BİR SUÇLUNUN YÜZÜNDEN BAŞKALARINI CEZALANDIRMA ZULMÜ

İslâmiyetin pek çok kanun-u esasisinden (temel prensip) birisi:         (Hiçbir günahkâr, başkasının günahını yüklenmez. Fâtır: 18)

ayet-i kerimesinin hakikatıdır ki:

Birisinin cinayetiyle başkaları, akraba ve dostları mesul olamaz. Halbuki şimdiki siyaset-i hâzırada particilik tarafdarlığı ile bir caninin yüzünden pek çok masumların zararına rıza gösteriliyor. Bir caninin cinayeti yüzünden taraftarları veyahut akrabaları dahi şeni' (çirkin) gıybetler ve tezyifler (alay etme)  edilip bir tek cinayet, yüz cinayete çevrildiğinden gayet dehşetli bir kin ve adaveti (düşmanlık) damarlara dokundurup kin ve garaza ve mukabele-i bilmisile (aynıyla karşılık verme) mecbur ediliyor. Bu ise, hayat-ı içtimaiyeyi (toplum hayatı) tamamen zîr ü zeber (darmadağın) eden bir zehirdir. Ve hariçteki düşmanların parmak karıştırmalarına tam bir zemin hazırlamaktır

Bu tehlikeye karşı çare-i yegâne: Uhuvvet-i İslâmiyeyi (İslam kardeşliğini) ve esas İslâmiyet milliyetini o kuvvetin temel taşı yapıp, masumları himaye için, canilerin cinayetlerini kendilerine münhasır bırakmak lâzımdır.

Hem, emniyetin ve asayişin temel taşı yine bu kanun-u esasiden geliyor:

Meselâ: Bir hanede veya bir gemide bir masum ile on cani bulunsa, hakiki adaletle ve emniyet ve asayiş düstur-u esasisi ile o masumu kurtarıp tehlikeye atmamak için, gemiye ve haneye ilişmemek lâzım; tâ ki, masum çıkıncaya kadar...

İşte bu kanun-u esasi-i Kur'anî hükmünce asayiş ve emniyet-i dahiliyeye ilişmek, on cani yüzünden doksan masumu tehlikeye atmak gazab-ı ilâhînin celbine vesile olur. Madem Cenab-ı Hak, bu tehlikeli zamanda bir kısım hakiki dindarların başa geçmesine yol açmış, Kur'an-ı Hakîmin bu kanun-u esasisini kendilerine bir nokta-i istinad (dayanak noktası) ve onlara garazkârlık (kin ve düşmanlık) edenlere karşı siper yapmak lâzım geldiğini, zaman ihtar ediyor.

Diğer Haberler İçin Tıklayınız...