Külliyatta en son kaldığınız sayfaya gitmek için tıklayınız.
  Ana Sayfa / Haberler
 
 
 
Mayıs Ayı Mektubu : İTTİHAT-I İSLAMIN TAM ZAMANI GELMEYE BAŞLIYOR

Ben kusurlu fehmimle şu zamanda, heyet-i içtimaiye-i İslâmiyeyi, çok çark ve dolapları bulunan bir fabrika suretinde tasavvur ediyorum. O fabrikanın bir çarkı geri kalsa, yahut bir arkadaşı olan başka bir çarka tecavüz etse, makinenin mihanikiyeti bozulur. Onun için ittihad-ı İslâm’ın tam zamanı gelmeye başlıyor. Birbirinizin şahsî kusurlarına bakmamak gerektir.

Bunu da teessüf ve teellüm ile size beyan ediyorum ki: Ecnebilerin bir kısmı, nasıl kıymettar malımızı ve vatanlarımızı bizden aldılar, onun bedeline çürük bir fiyat verdiler. Aynen öyle de, yüksek ahlâkımızı ve yüksek ahlâkımızdan çıkan ve hayat-ı içtimaiyeye temas eden seciyelerimizin bir kısmını da bizden aldılar, terakkilerine medar ettiler. Ve onun fiyatı olarak bize verdikleri sefihane ahlâk-ı seyyieleridir, sefihane seciyeleridir. Meselâ:

Bizden aldıkları seciye-i milliye ile, bir adam onlarda der: “Eğer ben ölsem milletim sağ olsun. Çünkü milletimin içinde bir hayat-ı bakıyem var.” İşte bu kelimeyi bizden almışlar ve terakkiyatlarında en metin esas da budur. Bizden hırsızlamışlar. Bu kelime ise din-i haktan ve iman hakikatlerindan çıkar. O bizim, ehl-i imanın malıdır. Halbuki, ecnebilerden içimize giren pis ve fena seciye itibariyle bir hodgâm adam bizde diyor: “Ben susuzluktan ölsem, yağmur hiçbir daha dünyaya gelmesin. Eğer ben görmezsem bir saadeti, dünya istediği gibi bozulsun.” İşte bu ahmakane kelime dinsizlikten çıkıyor, ahireti bilmemekten geliyor. Hariçten içimize girmiş, zehirliyor. Hem o ecnebilerin bizden aldıkları fikr-i milliyetle bir ferdi, bir millet gibi kıymet alıyor. Çünkü, bir adamın kıymeti himmeti nisbetindedir. Kimin himmeti milleti ise, o kimse tek başıyla küçük bir millettir.

   — “İttihad-ı İslâm nedir?”
   — İttihad-ı İslâm; şarktan garba, cenubdan şimale mümted bir meclis-i nuranîdir ki, el’an üç yüz milyondan fazla efradı bulunur ki, gafletlerinden naşi gayr-ı meş’ur bir surete girmiş olan bir rabıta-i metin ile birbiriyle merbutturlar. Misak-ı ezeliye ile, peyman ve yeminimiz olan iman ile o cemiyete dahil olmuşuz, ehl-i tevhidiz. İttihada memuruz. Şu cemiyetin şubeleri bütün mesacid ve medaris ve tekâya ve zevâyadır. Ve şu cemiyetin reisi Resul-i Ekrem’dir (a.s.m.). Kanun-u esasîsi Kur’an-ı azimüşşandır. Bütün efrad mabeynindeki rabıta-i nuraniyeyi şuurî bir surette ihtizaza getirmekle bütün o şubelere ifaza-i nur etmek zamanı gelmiştir.

Bir zaman, İslâmiyet’in secâya, revabıt, mehasin-i ahlâkına işareten rumuz tarikiyle şöyle demiştim:

Eğer şu Kâbe’nin ziynet ve nakşını görmek ister isen, işte bak! Haya ve hamiyetten neşet eden civanmerdane humret, hürmet ve rahmetten tevellüd eden masumane tebessüm, cezalet ve melâhattan hasıl olan ruhanî halâvet; aşk-ı şebabîden şevk-i baharîden neşet eden semavî neşe, hüzn-ü gurubîden, ferah-ı seherîden vücuda gelen melekûtî lezzet, hüsn-ü mücerredden, cemal-i mücellâdan tecellî eden mukaddes ziynet birbiriyle imtizac edip, ondan çıkan levn-i nûranî, o şark ve garbın kab-ı kavseyni olan kâbe-i saadetteki tâk-ı muallâsındaki, kavs-ı kuzahındaki elvan-ı seb’anın lâcivert ve yeşil levninin timsalini göreceksin.

LÂKİN İTTİHAD CEHL İLE OLMAZ. İTTİHAD, İMTİZAC-I EFKÂRDIR; İMTİZAC-I EFKÂR MARİFETİN ŞUAIYLA OLUR.

Bediüzzaman Said Nursî

Diğer Haberler İçin Tıklayınız...